10 Nisan 2022

Hayvan Çiftliği

Yazar: Sema Nur ÖZKAYA

“Bütün hayvanlar eşittir.”

Hayvan Çiftliği George Orwell’ın en önemli kitaplarından birisidir. Siyasi bir eleştiri kitabı olan ve fabl tarzında yazılan bu roman genel anlamda döneminin en büyük sorunlarına parmak basmaktadır.

II. Dünya Savaşının sonlarında Avrupa kabuğuna çekilirken ortaya iki büyük devlet çıkmıştı: ABD ve SSCB… ABD’nin kapitalizmi ve SSCB’nin ise komünizmi benimsediği ve kendilerine yakın devletlerle iki ayrı kutup oluşturduğu, siyasi olarak gergin geçen bu yıllar “Soğuk Savaş” yılları olarak da adlandırılmaktadır. George Orwell, iki kutuplu dünya düzeninin başlarında kaleme aldığı romanında döneminin başlıca gündemleri olan komünizm ve kapitalizm hakkında eleştirilerde bulunmaktadır.

Hayvan Çiftliğinde, George Orwell’ın komünizm ve kapitalizme bakış açısı ve gelecekte yaşanacaklar hakkındaki öngörüsü net bir şekilde gözlemlenmektedir. Yazar, bu eserinde komünizmi de kapitalizmi de ağır bir şekilde eleştirmektedir.

Kitabın içerisinden bilgi vermeden yazmaya çalıştığım bu mini bilgilendirme metninden sonra benim bu kitaptan aklımda kalanlara ve günümüz hakkındaki düşüncelerime de kısaca değinmek isterim.

Öncelikle bu kitabın “izmlerin mantığının” çok iyi eleştirilerinden biri olduğunu belirtmeliyim. İzmlerin fazlasıyla yaygınlaşmış ve normalleşmiş olduğu günümüz dünyasından baktığımızda George Orwell’ın, daha en başından bunların toplulukları kandırmak için birer kılıf olarak kullanılacağı öngörüsünde bulunması ve her birinin bir diğerinden daha da kötü olacağını vurgulaması kitabı daha da cazip ve kıymetli kılıyor. Aslında Orwell’ın eleştirisi yalnızca siyasi izm akımlarına yönelik değil, örneğin en masum görüntüye sahip olan hümanizm daha doğrusu “animalizm” için de eleştirilerde bulunuyor.

İzmler, her zaman birileri tarafından yönetilmeye mahkumdur ve maalesef ki manifestolarında saydıkları o ütopik eylemler, hiçbir zaman gerçek olamayacaktır. Hayatı seven, insanları gerçekten seven ve dünyaya yararlı olmak isteyen bir zihniyetin, sevgisini kalıplara koyup isimlendirme ihtiyacı zaten yoktur.

Bütün bu izmlerin arkasında, bunları ortaya çıkaran, yazan, yöneten insanlar olduğu ve birilerinin menfaatleri göz önünde tutularak bunların düzenlendiği unutulmamalıdır.

Günümüz dünyasında, özellikle Batı kapitalizminin hakimiyetinde olan sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte yaygınlaşan bazı alışkanlıklar, bunlar hakkında durup bir daha düşünmemizi gerektiriyor.  Örneğin en mahrem olması gereken özel hayatın gözler önüne serildiği, sürekli tüketimin teşvik edilip ihtiyaç haline dönüştürüldüğü ve benzeri binlerce absürt durumun normalleştirildiği ve bizler tarafından da kabul gördüğü düşünüldüğünde, bu gibi sistemlerin üzerimizdeki etkisi daha iyi anlaşılacaktır.  Belki de böylelikle basit gördüğümüz konuların altında ciddi ideolojiler ve sistemler olduğunu fark edip bir şeyleri değiştirmemiz gerektiği düşüncesi üzerinde durmamızın vakti gelmiştir. Ne dersiniz?

Eğer kitabı okumadıysanız aşağıdaki paragrafı atlamanızı tavsiye ederim.

Bana göre kitabın en etkileyici kısımları şunlar: Boxer’ın götürülüşü ve domuzlarla insanların birlikte olduğu çiftlik sahnesi ciddi derecede etkili olsa da bence en önemli mesajlardan biri, devrim sonrası duvara isimleri yazılan 7 emirin zamanla değişimidir.  Nihayetinde, son emirin “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir”e dönüşümü ise kitabın özeti bence.