Serendipçe
Ölümü beklerken hislerimde,
yolumu şaşırdım gölgende.
Rüyalarda dirildim,
yeniden doğdum dünyaya.
Maskemi çıkardım güneşi hissetmek için
ve seni gönlümde hissedebilmek için, vazgeçtim.
Ölümü beklemeyi erteledim.
Tut ve çıkar karanlık çukurdan.
Minnet duymayacağım,
dahası var seveceğim.
Haydutların kazdığı çukurdan
sen uzattın elini
ve tekrardan dünyaya geldim.
Tuttun ve bırakma,
itme beni çukurlara.
Çıkalım şu boz bulanık dağlara.
Yağsın yağmur kuru tenime.
Sen ıslanma gölgemde.
Sis bulutları dağılırken yanımda bulmak isterim seni.
Savrulacaksak beraber savrulalım şu fırtınada.
Şu uçsuz bucaksız denizde beraber boğulalım.
Şu yabancı şehirde bir biz birbirimizi tanıyalım.
Dünyada kalmayacak sözüm.
Bir arzum var sadece.
Bir sözüne varmak istiyorum
tüm cümlelerimde.
Hasret çekmiyorum,
Kuru bir ekmek kavgasına düşen insanlar görüyorum.
Ve ekmeğini ve suyunu taştan çıkaranlar.
İmreniyorum onların mücadelesine
Ve sana öyle varmak istiyorum.
Çölün uçsuz bucaksız yalnızlığı var gönlümde.
Biliyorum ki yağacak çölüme
yağmurlar ve karlar.
Tarihin tozlu sayfalarına şöyle geçecek:
Dünyanın en güzel yağmuru çölde güller yeşertti.
Ölümü beklerken buldum seni.
Ölmeyi istemeyi erteledim.
Ölmeyi istemeyi terk edeceğim sana kavuştuğum gün.
Hislerimi bir kuru gül ile bir kitabın arasına bıraktım.
Tek bir his;
sonsuz bir kavuşmak geçiyor içimden…
