Umut
Uzunca bir yolculuktan geldi
Heybesinde geç kalmışlığın verdiği mahcubiyet,
Biraz da kırılmışlıklar.
Yolculuk boyunca pek çok şey götürmüş yol, heybesinden.
Mutlulukları çalınmış, gülücükleri solmuş.
Yine de ihmal etmemiş yüz yüze oturmayı,
Yaraları içinde birikmiş.
İnkar etmiş acıyı, yüzünde yapmacık gülümsemeler.
Bin düşmüş, bir kalkabilmiş…
Düzenbazlığın girdabında,
Bir kere düzen bozmamış.
Çok defa düzende bozulmuş ama…
Uzunca bir hayalden geldi.
Yol yorgunu, yolu yorgun.
Kıvrıldı karşıma.
Huzurlu bir uyku gibi.
Geç kalmışlığının kırdığı gururla.
Eskiyi aradı gözleri, içini dökmek istedi belki.
Döküldü içiyle bir öylece sade ve arınmış.
Haykırdı, biraz da yakardı.
Ey sonu gelen ömrümün,
Sonsuz günlerinin sevgilisi…
Ey aydınlığın efendisi…
Ferah doldu içine.
Ümidi aradı gökte, yerde…
Belki de buldu kim bilir?
Zaten O “En çok kalbi kırıkların Rabbidir”
Öyledir değil mi?
