11 Ekim 2024

Zehr-i Şerbet

Yazar: Kübra İLERİ

Terki diyardan sevki diyar nasıl başlar?

Yokuşlu yollarda düzlük aramaya başladı mı insan, terk eder güzel çimenlerde akşam yürüyüşlerini.

Yürüyüşleri değişir insanın, korkusu çelişir, vakti aşar her yeminin zamanı gelince.

Dünyaya bir daha gelsem mağlup olduktan sonra “yeniden başlayacak gücüm olur mu ki?” kaygısı yüklenince

Onca bilgi, onca sözler içinde bir şarkı, bir şiir dokunursa yüreğe en azından aitim bir kıyıya der, terki diyardan göçmeden önce.

Bunca yılın bir söze sığmaması kadar acıtır mesafeli yollar. Ansızın karar kılınır secde etmeye. Secde ile yüzlerce ben ile yüzleşir sevki gerçekleşmeyen benliğin.

Tatlı bir koku yüreği coşturmaya yeter. Oysa nereye çıksa insan kimsesizdir. Belki bugün, belki yarın.

Hangi diyarda harikalar olur diye gezginlik içinde sürüp giden yolculuklar eşlik eder. Her yolculuğun bir durağında misafir olur birilerine gezgin ruh.

Kim kimde kalır, kimi kendinde bırakır derken zamanla takipsizleşir.

O kadar çok insan birikir ki isimler dahi hatırlanmaz.

Ömrü bitmiştir kiminin, ölmek için yaşıyordur.

Kimininse yaşamak için ölmeyi göze alışını izler, her durakta misafir olduğu yerde.

Bir ses duyulur, çıngırak sesi.

Korkutucu gelir yolda. Amansız bir hastalıktır bu; tedavisi olsa bile çaresiz bırakır.

Benlik yok olur bir anda.

Bütün arzuların bitme hissi yorar.

gezgin ruhu.

Kim bilir bir defa var olduğu bir yürekte bir hastalık yüzünden hatırlanmamak korkusu ile uyuşur zihni.

 

Şerbet yerine zehir içerken uyuya kalmak ne tatlı gelir damağa.

Baharlar gelse kışın sessizliği dağılır mı?

Gamlı kaderdeki lekeler misafirlikte giderilir mi?

Yine geriye kalır mı sessizlik, şerbetler içilirken?

Ömer Hayyam’ın dediği günü

“Geçmiş günü beyhude yere yad etme,

Bir gelmemiş an için de feryat etme,

Geçmiş, gelecek, masal bunlar hep,

Eğlenmene bak ömrünü berbat etme…”