El Kızı-Nazan
Yorgunluk akıyor saçlarından
Haydi topla kendini
Tut ellerimi, sana geldim
Neden duymuyorsun beni?
Yoksa, karanlıklar sağır mı etti?
Veyahut gölgenden kaçarken
Sığındığın hayallerin mi terketti?
Yüzündeki çizgiler içli bir roman gibi
Her sayfasında umutla yoğurulan
Sona doğru hüzne boğan
Nazan, sana geldim
Bin yıllık hasretin kıyısından
Ayaklarım kanaya kanaya
Ciğerlerim yana yana
Gökten süzülen şu yağmur tanesi
Söndürmez mi yüreğindekileri?
Tut ellerimden gidelim bu satırlardan
Sen bir romandan daha fazlası
Bir annenin dinmek bilmeyen
Doğum sancısı, gece yarısı
Öpüp koklamaya kıyamadığı
Biricik yavrusunun feryadı
Kim bilir hangi iklimin sonbaharında
Kurumuş yaprakların arasında
Kesilmiş buz gibi kelimeleri
Bir annenin bekleyişleri
Geçmek bilmeyen mapushane günleri
Bir de mektebin sisli saatleri
Yaslan omzuma, ağlama
Geçti artık, ben geldim
Bitti artık bu roman
Nazan, tut ellerimi
Gidelim diyorum sana bu satırlardan
Sona değil, sonsuzluğa…

Esasen hemşire, ekseriyetle yazan, okuyan, anlamaya ve anlatmaya gayret eden bir kul. Minik bir kız annesi, boş vakitlerinde doğayı seyreden bir fotoğrafçı. Benliğinde açılan Filistin yarası, yüreğinde bir islâm davası. Tam da bugünlerde bu yara; ona ışık oldu, yol gösterdi ve yeniden yazmaya başladı (yaklaşık 10 yıl aradan sonra). Daha nicelerine vesile ola.“Yara ışığın içeriye girdiği yerdir”Hz. Mevlanaİnstagram: @serifekuluu

👏👏💖🥹