Bir Ölüm Ağacında
Naçizane kapılar çaldı hayatımda.
Kimisi bekliyor köşede bir ölüm gibi.
Feryadını kim çeker? Bu kaçanlar da kim?
İnsanlar arasında gurbet olduk yaşantımızda.
Nice misafir geldi, ben bu kapıları açmadım.
Yıllar yılı pencerelerin buğusunda geçti hayatım.
Bu karları bize yağdıran kim?
Şu masumca oynaşan çocuklar bizler miydik?
Özlemle bizden gideni beklemekten,
Artık kaybetmekten korktuklarımızdan korkuyorum
‘Elveda’ sözünün doğduğu yerdeyiz.
Şimdi ölsek, kimin için, bu kaçıncı?
Solan çiçekleri hangi bahçıvana gösterdik?
O birbiriyle yeşeren çiçekleri,
Bir izlemek düştü bize, bundan ötesi mi var?
Bir tek ölüm sandık bize açtıran kapıları.
Lakin insandı yıllar yılı büyüten şanını.
Yaşayacağız oysa hep ömrümüzü vedasız sanarak.
Sen sana aittin, bir de sana bakan gözlere,
İnsan, kapını çalan ölüm mü sandın?
Açmadığın kapıların ardında göğsün daralacak.
Yıllar yılı kapısında eridiğin seni yabancı sanacak,
Düşman kesilecek ruhun her kapın çalındığında.
Çalan bir gün sen olacak,
Öleceksin o zaman, diyeceksin:
Nacizane kapılar çaldı hayatımda!
Ölümün başka yüzü de varmış.
Kin besleyip durmuşum karşımdaki can kapısına.
Şanlı hayatım göğsümde atana aldanmış!
Oysa göğsüm dirilmiş bugün gözlerine baktığımda.
O siyah beyaz filmlerin gökkuşağı sendin!
Felaketin olur gökyüzü gözlerine sığmadığında.
O vakit ağladığın, güldüğüne çalacak.
Ya ellerinin avucunda ya gülüşünün ortasında.
Bir dualık aşkın kalacak,
Aşkın tıpkı zehirli bir ölüm ağacında.
