Maneviyat
Maneviyatım?.. Bazen var mı diye düşünüyorum. Şeytan tövbelerimin azlığından ya da zayıflığından fırsat buluyor olacak ki peşimi bırakmıyor. Zihnim ile her yalnız kaldığımda zehirli düşünceler kuyumda boğuluyorum. Geçmiş günahların varlığı geleceğin önünü kapatıyor, umutsuzluk çukuruna düşüyorum her seferinde. Düşmediğim anlarda oluyor tabi ama düşmemiş olmanın mutluluk sarhoşluğuyla gaflete kapılıp yine yeniliyorum. Kurtulmak istiyorum ama yapamıyorum. Bu sefer “İyiyim” diyorum, “Savaşabilirim” diyorum; tekrar yeniliyorum kendime. Ben ayağa kalktıkça düşüncelerim ve kalbim ağırlaşıyor sanki.
Her gece yastığıma kafamı bastırıp uyuyorum, kimse gözyaşlarımı duymasın diye. Onları bastırıyorum çünkü o bitmeyen enerjim ve gülüşümün altında nice acılar sakladığımı, ne kadar güçsüz olduğumu ailem bilmesin diye. Belki birilerine bir şeyleri anlatamamanın ağırlığı bu. Anlatamamanın acısı bitirirmiş insanı. Çocukluğum geliyor aklıma. Çobanlık yaparken tenimi yakan güneşin altında tekrar saf ve masum hayaller kurmak istiyorum. O günleri geri istiyorum.
Kalbim haykırmak istiyor “Bu ben değilim” diye ama kime neyi ispatlıyorum ki?.. Ben bile kaçarken benden, kim duyar beni? Oturup içimden “Ben masumdum, saftım “diyorum ama bu masumiyeti benden alan şeyi de bulamıyorum. Kendimle yüzleşmekten ve savaşmaktan da yoruldum.
Hastayım ama tedaviye yanıt vermiyor gibiyim ya da doktordan gizli gizli ilaçlarımı kesiyorum. Kendimden kaçıp kedimi bulmaya çalışmak gibi bir hastalığa yakalandım. Ama bunun, tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olduğundan hala habersizim ya da tüm yolları deneyip pes etmeyi tercih ediyorum.
Yaşadığım hayat için sayısız şükürler ediyorum her daim. Her zaman aza kanaat eden bir insandım, yine öyleyim. Ama dünyalık düzenim maneviyatımı düzeltmeye güç getiremiyor, silmiyor geçmişi.
Aslında yaşamadığım bir hayatın korkusuna da uyanıyorum her sabah. Sahip olduklarımın yokluğu bilakis sevdiklerimin canımı yakmaya şükrümü arttırmaya yetiyor. Canımı asıl yakan, dert olmaya değmeyecek şeyleri dert ediyor olmam.
Bedenim değil ama ruhum çok yalnız. Anlaşılmıyor oluşumun resmini çiziyorum her gün. Hayal dünyama kaçıyorum sık sık. Orası güzel, sorunsuz ve acılarımın tesirini de alıyor. Lakin bir an oluyor ki orada bile gerçekler nefesimi kesmeye yetiyor. Gülüşlerim yarım kalıyor. Uyanık uykularımdan uyanıyorum.
Bunları da neden böyle yazıyorum, bilmiyorum. “İdare ediyorum Elhamdülillah” deyip geçiştirebilirdim ama dilim bu sefer yüreğime müsaade verdi sanırım. İkisinin birlikte yol almasını çok istedim her zaman. Sanırım bugün yüreğim suskunluğundan beraat etti.
İki kelam da edemiyorum kimse ile. Nefs-i emmareleri yatıştırmak gibi deli bir hale bürünüp, sarhoş beyhude kahkahalar basıyor kalbimden dem vurmayan herkes.
Velhasıl kelam hatalarımı unutmak, silmek istiyorum ama bu mümkün değil biliyorum ve bu beni kahrediyor. Pişmanım, hem de çok ama fayda ediyor mu bilmiyorum. Rabbime sığınıyorum. Onu ve sevgisini kaybetmekten; ışıksız, amaçsız kalmaktan çok korkuyorum. Korkularımın egemen olmasından da korkuyorum. Bir ayet var tüm korkularımın nedeni… (Nisa/17).
“Neden, ne var bu ayette?” deme sakın!
Bilmeden değil bilerek yaptım tüm hatalarımı ben. Tövbe kapısına sığındım ama layık mıyım? Bilmiyorum. Göklerden bir haber mi var ki herkeste bir rahatlık, ben mi abartıyorum? Hayır kesinlikle!
Gideceğimiz yerleri düşününce verilen mücadelenin bu denli basit olması söz konusu olamaz zannımca ki değil de.
